Bugun...


Murat Şit / Eğitimci Yazar


Facebookta Paylaş









Eğitimci Yazar Murat Şit, Kudüs Ziyareti İzlenimlerini yazdı 5
Tarih: 31-03-2018 00:22:00 Güncelleme: 31-03-2018 00:22:00


Dünyanın En Çukur Yeri: (Ölü Deniz - Dead Sea / Lut Gölü) :

Ve Ölü deniz de denilen Lut Gölüne doğru hareket ettik. Lut gölü deniz seviyesinden 400 metre daha aşağıda ve dünyanın en çukur yeriymiş. Göle, Lut Gölü isminin verilmesinin nedeni; Hz. Lut’un peygamber olarak gönderildiği Lut Kavmi’nin yaşadığı Sodom ve Gomore şehirleri halkının helak olup, bu gölün altında kalması sebebiyledir. 
Lut kavmi, Hz Lut’un uyarılarına uymayarak yoldan çıkmış bir kavimmiş. Her türlü ahlaksızlığı yapan Lut kavmi putlara tapan, soygun yapıp zavallı insanların ellerinde ne varsa yağmalayan ve en önemlisi ise cinsi sapıklık içinde olan yani kadın yerine erkeklere şehvetle yaklaşan bir kavimmiş. Lut Peygamber kavmini bu kötü huylardan vazgeçirmeye çağırsa da, kavmi kendisini dinlemeyip hatta gülüp geçer, kendisiyle de alay edermiş. Hz Lut onları Allah’ın azabı ile korkutsa da onlar, Hz Lut’a: ‘eğer bizi kınamaya devam edersen seni bu memleketten kovarız’ derlermiş. Hz Lut’un Allahın azabıyla korkutmasına karşılık olarak ta ‘Eğer doğru sözlü isen, bizi oyalayıp durma vaat ettiğin Allah’ın azabını getir de görelim’, demişler. Bunun üzerine bir gece Lut kavminin (sedom şehri) üstüne taş yağmış, şehir yerle bir olmuş. Sonrasında ise, her taraftan sular fışkırmış ve bir göl oluşmuş. İşte o göl, bu göldür. Ölü deniz denmesinin sebebi ise içinde herhangi bir canlının yaşamaması sebebi iledir. 
Dünyanın en alçak noktası olan bu gölün 420 metre derinliğinden yaklaşık 20 çeşit mineral içeren çamur ile karışımlar yapılıyormuş. Bu karışımlar ile insanların tedavi edildiği ve bu çamurun birçok cilt sorununa iyi geldiği ve şifalı olduğu söyleniyor. Hatta birçok kozmetik firması bu göldeki çamuru bazı kozmetik ürünlerinin içerisinde kullanarak bunun ticaretini yapmaktaymış. Çünkü bu gölde çıkarılan çamurların şifalı olduğuna dair bir inanç vardır.
Lut gölünü de görmüş Kudüs’e doğru dönüyorduk. Günü iyi değerlendirmiş, zamanı tasarruflu kullanmıştık. Dolayısı ile akşam Kudüs’e erken dönüyorduk. 

Her Yer Açık Hava Hapishanesi Gibi.
Yine yol boyu İşgalci İsrail, Kudüs ile Batı Şeria'yı birbirinden ayırmak için ördüğü duvarları görüyoruz. Duvarlarla örülmüş her yer resmen açık hava hapishanesi gibi.
Bu duvarda belirli aralıklarla gözetleme kuleleri yapılmış. Gözetleme kuleleri belirli aralıklarla örülmüş duvarın belli hâkim noktalarına konmuş olduğu gibi duvar dışında da hatta şehrin ve kasabanın giriş ve çıkışlarında da rastlamak mümkün. İsrail kontrolü altına almak istediği her yere öncelikle bir gözetleme kulesi yapmış ve kameralarla donatmış sonra da etrafını dikenli tel ile çevirmiş olarak görüyoruz.
Kudüs’e vardığımızda İsteyenler otele dönüp dinlenmeye çekilirken kimimizde merak ettiğimiz Hz Ömer Camiini ve Yahudilerin ağlama duvarını görmek istiyorduk. Dönüş yolunda Hz Ömer camiini Yahudiler için dünya üzerindeki en kutsal mekân olan Ağlama Duvarını ve Ermeni kilisesini gördük. 
Ağlama duvarına girmek için kontrol noktasından geçiyoruz. Herkes beklemeden geçiyorken bizi yine havaalanındaki gibi bekletiyorlar. Pasaportlarımızı aldılar. Neyine bakıyorlarsa artık. Bizi bayağı bi zaman beklettiler. Vaz geçip girmiyoruz desek bile pasaportlarımız onlarda. Neyseki uzun bir bekleyişten sonra içeriye ağlama duvarı alanına aldılar. Rehberimiz başımızın açık olmaması gerektiğini anlatıyor. Başımızın açık olması durumunda müdahale ettiklerini alanda başın açıklığına izin vermediklerini hatırlattı.  Yanında namaz takkesi olmayanların girişte Yahudi kipası bulunduğunu, alana girerken onlardan alıp takmasını istedi. Benim yanımda namaz takkem vardı.  Yahudinin kipasını takmak mecburiyetinde kalmadım.  
Alana girdik ağlama duvarı çok yüksekti. Bayan ve erkek bölümleri ayrıydı. Bizim ülkemizde olsaydı ne kıyametler kopardı. Şeriat mı ilan edilmezdi. Gericilik mi hortlatılmazdı. Fundamantalizm mi geliyor denmezdi. Bir şekilde bir bahane bulunur toplum gerilirdi, muhakkak. Ağlama duvarını yakınına doğru yürüdük. Duvar dibinde kimi sesiz içinden ağlıyor kimi de yüksek sesle bağıra bağıra ağlıyordu. Üzerinde ölülerin kefeni gibi beyaz bir bez sarılı olan bir Yahudi dikkatimi çekti.  
Bir insanı döversin de sesinin çıktığı kadar bağırarak ağlar ya tıpkı onun gibi katıla katıla avazlarının çıktığı kadar bağırarak ağlayan Yahudi’yi seyrettim. Rehberimize, abi bunların ağlama sebebi ne, diye sorduğumuzda: Yahudiler ağlama duvarının tarihte iki kez yıkılması olayını hatırlayıp onun için ağlıyorlar, dedi ve ekledi: Ancak asıl ve en önemli ağlama sebepleri: Yahudiler Nil ile Fırat nehirleri arasındaki toprakları kutsal kitapları Tevrat’ta Allahın kendilerine vaad ettiğine inanırlar. O vaad edilen toprakların bir an önce kendilerine nasip olması için Allah’a yalvararak istemekte ve onun için ağlıyorlar dedi. 

Şimdi ağlama duvarının kıssaca tarihçesinden bahsetmek istiyorum.
Ağlama Duvarı: 
Hepimizinde bildiği gibi Hz İbrahimin İki oğlu vardı. Biri Hz İsmail biri Hz İshak idi. Hz İshak’ın oğlu Hz Yakup ve Hz Yakup’un da 12 oğlu vardı. On tanesi bir anneden, en küçükleri olan Hz Yusuf ile Bünyamin ise bir annedendi. Hz Yusuf’un kardeşleri tarafından kuyuya atılması, yoldan geçen kervanlar tarafından kuyudan çıkarılıp Mısır’a götürülmesi ve orda da başından geçen bazı olaylar sonrası Mısır hazinelerinin başına getirildikten sonra, Hz Yusuf’un babası Hz Yakup ve kardeşlerini Mısır’a getirip yerleştirdiğini hepimiz biliyoruz. Hz Yusuf öldükten sonra Yusuf’un kardeşlerinin O itibarları durumları zamanla zayıflıyor ve Mısırlılara hizmet etmeye başlayan köle haline geliyorlar. En acımasız dönemleri de Firavun II. Ramses döneminde erkek çocuklar öldürülüyor olmasıydı. Firavun erkek çocukları öldürse de Hz Musa doğuyor ve Firavun’un sarayında yetişiyor. Hz Musa genç bir delikanlı olduğunda kavga eden iki kişiyi ayırırken iki kişiden biri olan Firavun ailesinden olan gence bir yumruk vurduğunda ölümüne sebep olduğu için kavmi ile beraber Mısır’ı terk etmek zorunda kalır.
Firavun ve ordusunun Musa’yı (as) izlerken Kızıldeniz'de boğulması sonucu Yahûdileri, Sina'ya getirir. Burada, Sina Dağı'nda, Hz. Mûsâ'ya Tevrât ve On Emir verilir. Yahûdiler, Mısırda yaşadıkları döneme ait putperestlik inanışa ait zihinlerindeki kalıntılarından kurtulmaları için ve yeni bir nesil ortaya çıkması için Allah tarafından Sina çölünde kırk yıl dolaştırılırlar. Hz Mûsâ'dan sonra Yeşu onları Filistin'e götürür. Filistin'de Hâkimler ve Krallar devrinden sonra Kral David (Hz. Dâvûd) Kudüs'ü alır. Bu dönem Yahûdilerin en parlak dönemidir. Oğlu Kral Şelomo (Hz. Süleymân) babası tarafından hazırlatılan yere kutsal Mâbed'i inşa ettirir. On Emir tabletleri bulunan mukaddes Ahid Sandığı, yapılan bu Mâbed'in bir odasına konur. 
Hz. Süleymân (as)'ın ölümünden sonra krallık, güneyde Yahuda, kuzeyde İsrail olmak üzere ikiye ayrılır. On kabîle, İsrail; ikisi de, Yahuda Krallığına bağlanır. Önce İsrail Krallığı, Asurlular tarafından; sonra da Yahuda Krallığı Babilliler tarafından yıkılır. Mâbed tahrîb edilir ve Yahûdiler, Babil'e sürgün edilir. İsrail’in ve Ağlama Duvarının tarihçesi böyle.
Ağlama duvarının uzunluğu 485 mt, yüksekliği ise 18 metreymiş. Ağlama duvarının diğer adı Burak Duvarıdır. Çünkü: Peygamber Efendimiz Miraca çıkarken Burak adlı bineğini bu duvara bağlamıştır. Ağlama duvarının Mescidi Aksa’ya bakan tarafında da Burak Mescidi var. 

Hz. Ömer’in Kudüs’ü Fethi ve Hz. Ömer Camii:

Geri dönüş yolunda Hz. Ömer Camini, Ermeni Katolik Patrikhanesini gördük. Halife Hz. Ömer Kudüs’ün fethi İçin Kudüs’e geldiğinde Kudüs kan dökülmeden teslim olur. Hz. Ömer, kendisini karşılayan Patrik Sophronius Tapınak Tepesine yani yıkık olan Süleyman Mabedine gitmek istediğini belirtir. Çöplük olarak kullanılan tepede dua eden Hz. Ömer Kamame Kilisesi’ni (Yeniden Doğuş Kilisesi) ziyaret etmek ister.  
Hz. Ömer, namaz vakti gelince patriği namaz kılabileceği bir yer göstermesini ister. Patrik, kilisenin uygun görebileceği herhangi bir yerinde kılabileceğini söylemesi üzerine Hz. Ömer kilisenin içinde namaz kılmak istemez. Kiliseden çıkar yerden bir taş alıp gücünün yettiği kadar uzağa fırlatır. Taşın yere düştüğü yerde namazını kılar. Namazını kıldıktan sonra patriğe şunları söyler: Eğer ben kilisenin içinde namaz kılsaydım, benim kilisede namaz kıldığımı gören Müslümanlar da orada namaz kılar ve orayı mescide çevirirlerdi, diyerek inançlara ve onların kutsallarına karşı saygı duyduğunu göstermiş oluyordu. Hz. Ömer Kudüs’te bulunan keşişler, rahipler rahibelerin zarar görmekten koruma konusunda Patrik Sophronius ‘a ahit verir ve bir ahitname hazırlar. Hz. Ömer’in namaz kıldığı yerde sonra bir mescit yapılır. İşte o mescit bu mescittir. 
Ermeni Kilisesi’nin önünden geçtik. Kapalı olduğu için içini görme fırsatımız olmadı. Rehberimiz Kudüs’e episkopolosluğun ilk kez 638 yılında vermiş olduğundan belli bir zaman sonra da piskoposlara, Kudüs Şehrinin Hıristiyanlık için kutsal olması sebebiyle Patrik ünvanı verilmiş olduğundan bahsetti. 



Bu yazı 137 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
FOTO GALERİ
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
VİDEO GALERİ